5 Eylül 2014 Cuma

KENDİNDEN GELEN

Bıçak gibi keskindi karanlık
Kanatır ve acıtırdı kör
Kar
Yağmur
Güneş ya da
Siyah
Varoluş
Yok oluş üstelik
Fark yok
Bıçak gibi keskindi karanlık
Kanatır ve acıtırdı sağır
Ritm ne de
Ses seda
Kayıp
Üstelik ne koku
Ne dudak
Zifiri karanlık kara
Bıçak gibi keskindi karanlık
Kanatır ve acıtırdı sonsuz
Kendi içinde mahkum
Hem korkak kendi içinde
Hem de cesur
Alışık bir de
Bıçak gibi keskindi karanlık
Ve kesti kendi göbeğini
Kanadı 
Doğurdu kendi ışığını
Bir küçük bebek gibi 
Gülümsedi ışık
Gülümsedi büyüdükçe
Ve büyüdü gülümsedikçe 

Kendi güneşini doğurdu karanlık

Barış...

3 Eylül 2014 Çarşamba

GÜNAYDIN

Ölüm mü sessiz
Yoksa
Sessizlik mi ölüm
Günaydın gece
Ben yine sana uyandım


Barış..
.

24 Temmuz 2014 Perşembe

BİR SABAH SENİ ÖZLEDİM

Bir sabah seni özledim sevgilim
Bir sabah özledim
Ve belki gelir dedim geceden
Bir sabah seni özledim sevgilim
Bir sabah özledim
Ve yeni bir güne saldım kokunu
Kaldırıp attım -miş’li geçmiş zaman tablolarını
Gökyüzüne boyadım duvarları
Gül rengi şarapla doldurdum küveti
Günlerin biriktirdiği hüznü atman için
Papatyadan beyaz vücudundan
Türlü çiçekler diktim bahçeye
Yeni güneşle açan
Mucizevi bir ruhla topraktan fışkıran

Şimdi bin pencereli evimde
Bin çift gözle bekliyorum seni
Bin bir türlü kuş topluyorum
Şarkılar söylesinler diye sana
Sarhoş gülücükler çalıyorum meyhanelerden
Öpücükler biriktiriyorum
Gece kumbaramda
Ve şiirler
Saçından tırnağına kadar aşık
Yollar yapıyorum uzun kısa
Hepsinin sonu bin pencereli evime çıkan
Üstelik çay demlenmek üzere
Gelsen de sevgilim
Bir bardak çaya açsak gözlerimizi
Gelsen de aşka soyunsak
Ve çıplak uyusak geceleri


Barış...

23 Temmuz 2014 Çarşamba

SESİMİ DUYAN VAR MI?

Etkisini yitirip
Duymayan kulaklarda
Ölüyor attığım çığlıklar
Ölüyor bu çığlıklarda
Büyük küçük balıklar
Ve soluyor renk renk çiçekler
Son Nefes koleksiyonunun
En nadide parçalarını topluyor
Elinde orakla kol geziyor Azrail
Çığlıklarımın içinde
Cinayetler işleniyor sebepsiz
Sayısız
Sahipsiz ve kimsesiz
Çığlıklarımda ölüm geceleri
Yükseliyor sessizlikle
Alçalıyor boğularak
Ve kayboluyor
Dipsiz bir kuyunun dibinde

Faili meçhul olmayan bir cinayete
Kurban gidiyor sesim
Sesimi duyan var mı


Barış...

11 Temmuz 2014 Cuma

DÜŞ

Bir düşün içinde sevdim seni
Bir düşün içine çocukluğumu koyarak
Ve kırlaşmış sakallarımı
Bir düşün içinde erkek

Terli bir yatakta
Gökkuşağı seviştim seninle
Yalın ayak ve çırılçıplak koştum
Şehrin kalabalık
Bomboş sokaklarında
Sonra dans ettim küçük beyaz bulut
İlk kez masmavi
İlk kez kıpkırmızı
Ve biz dans ederken
Berrak sular aktı
Ayaklarımızın altından

Bir düşün içinde düş oldum seninle
Bir düşün içinde düş kurdum
Bir silüet öptüm seni
Öptüm ve şair oldum
Öptüm ve gerçek oldum

Bir düşün içinde sevdim seni
Gerçek bir düş
Uyanınca sona eren
Ve sabahı kahır çeken
Sabahı zifiri karanlık
Çıkmaz sokak
Ve kilitli kapı

Uyku
Gir penceremden içeri
Gir ve o düşe götür beni
Kutsa bir şövalye misali
Şair kıl yüreğimi

Uyku
Vakti geldi

Barış...

TÜKENENİN ŞİİRİ

Uzakta
Belki ağlamaktan kan çanağı gözleri
Belki de ucuz bir yatakta tüketiyor
Çocukluk günlerini

Ucuz bir yatakta
Bir sigara gibi yanıyor
Sönüyor
Yanıyor
Ve tekrar sönüyor
Her seferinde bir kez daha doğup
Bin kez daha ölüyor

Ucuz bir yatakta
Her seferinde biraz daha çocuk
Her seferinde biraz daha kadın
Belki bir oyun parkı
Belki de ağlamaktan kan çanağı gözleri

Uzakta
Belki bir şiir
Belki de şarap birkaç kadeh
Arkasına gizlendiği kadın kahkahalar
Arkasına gizlediği çocuk bakışlar
Ve yangın yeri düşünceler

Hem rüya hem kabus içinde
Bağırıyor
Demirden bir sesle haykırıyor
Haykırıyor ve kimse duymuyor sesini
Haykırıyor sus pus
Uzakta
Uzakta ve tuz buz

Belki de uyuyor şimdi

Barış...

6 Temmuz 2014 Pazar

BELKİ

Belki bir şiirin üstüne doğmuşuzdur
Belki de bir şiirin üstünde çocukluğumuz
Uçmayı öğrenmişizdir
Masmavi bir düşün içinde
Ve sessiz gecelerde kendimizle konuşmayı
Bir sigara yakmışızdır ya da
Dumanını efkara dağıtmayı paylaşmışızdır
Belki varızdır
Belki de yok
Bir aynada yansımış
Bir aynada yok olmuşuzdur kim bilir
Türlü renkler içinde rengarenk solmuş
Türlü yağmurlarda ıslanmış
Türlü yangınlarda yanmışızdır
Gölgelerimiz var yok arasında sıkışmış
Ruhlarımız daracık bedenlere sığdırılmış
Başından tükenmiş aşklarda yanmışızdır
Belki bir şiirin üstüne doğmuşuzdur biz
Belki de ömrümüz
Bir şiirden de yaşlı

Barış...

30 Haziran 2014 Pazartesi

VEDA

Az önce senin hikayeni gördüm çocuk… Yıllar süren yalnızlığını, bitip tükenmişliğini, terk edilmişliğini ve korkularını… Az önce aşık olduğun adamları gördüm ben de dahil… O adamların sana bıraktıklarını… Sonra canını gördüm cananının başına gelenin sende yarattığı depremi… Az önce hikayeni gördüm kadın… Gördüm ve yaşadım seninle senelerce birkaç saat içinde… Yanakların her ıslandığında öptüm seni bir kez daha…  Yanakların her ıslandığında okşadım saçlarını… Gerçek bir baba gibi… Aşkla… Geç kalmışlığımsa bir yumruk gibi oturdu kaldı boğazıma… Oturup ağladım annesinin kucağından alınmış bir bebek gibi… Ruhum gözyaşlarımın sıcaklığında çekti, küçüldü… Bir çocuğa olur ancak şimdi… Ve sıkışıp kaldım yalnız bir çocuğa olabilecek bu ruhun içinde… Kalıbıma dar geldi…
         Küçük bir çiçek gibi filizlenirken yağmuruyla beni büyüten sen, küçük beyaz bulut… Güzel çocuk… Boş ver beni… Var git yaksın güneş yapraklarımı, kurutsun beni sorun değil… Dünya dönerken daha fazla isteyemem buna direnmeni… Var git yoluna… Dönsün dünya ve katıl sende ona…

Kahkahalarının sesleri gelsin yalnız bana
Huzurun getirdiği iç çekişlerin
Mutsuzluk gözyaşlarını bırak şimdi buraya ve git
Yağmurunu mutlulukla dök
Hep bembeyaz kal
Bembeyaz ve çocuk
Ve asla dağılma ki gölgende çiçekler büyüsün

-Bilirsin dağınık bulutun gölgesi de dağınık olur-

Hadi toparlan
Toparlan ve katıl göç eden kırlangıçlara
Katıl dünyaya
Git..
Ve mutlu ol…
İyi kal…


Barış…

29 Haziran 2014 Pazar

OYUNCAK

Rengi solmuş kırık dökük bir oyuncak
Kim tutsa elinde kalmış
Kim tutsa daha da eksik
Ve kendinden yaşlı küçük bir çocuk
Oyuncak ve çocuk
Çocuk ve oyuncak
Ve heyecan
Ve tebessüm

Rengi solmuş kırık dökük bir oyuncak
Oynandıkça daha güzel
Oynandıkça daha yeni
Ve kendinden yaşlı küçük bir çocuk
Oyuncak ve çocuk
Çocuk ve oyuncak

Zamanla sıkıldı çocuk
Ve fırlattı oyuncağı
Bir kenarda şimdi
Bir kenarda daha fazla kırık
Ve daha fazla yıpranmış
Sonra
Sonra kaybetti onu çocuk
Üzülmedi

Barış...

UZAKTA

Tam dibimde
Çok uzaktasın
Elini tutuyorum bu gerçek
Ama ellerimiz arasında
Koca koca şehirler
Dudaklarımız birbirine değiyor evet
Ama hiç ıslanmıyorlar
Garip
İfadesiz sevişmeler
Yalandan gülümsemeler
Sıkılgan kelimeler
Şu sönmeyen ateş nerede

Barış...

GÜNEŞLE BİRLİKTE AYDINLANACAK ŞEHİR...

Sen ki canımın içi
-Şu anda ve benden uzakta-
Beni düşünüyorsan eğer
Kalbin kırlangıç kanatları gibi hızlı hızlı çırpınıyorsa
Ve masmavi ve sonsuzsa düşlerin
Sana yemin ederim
geri döneceğim

Sen ki gözümün nuru
-Şu anda ve benden uzakta-
Ayakların üşüyor ve karnın ağrıyorsa
Gözlerin arıyorsa beni
Dudakların titriyorsa adımla
Sana yemin ederim
geri döneceğim
Şafağa dik gözlerini
Güneşle birlikte aydınlanacak şehir.

Barış...

SEVDA AĞACI

Bir tarladır göğüs kafesimin sol tarafı
Ve büyüklüğü sağ tarafın on katı
Sağ tarafa ne ekilir bilinmez
Belki ayçiçekleri laleler beyaz zambaklar
Belki şiirler türküler türlü hikayeler bana ne
Sol taraftan yalnızlık biçilmiştir çekilmez

Bir tarladır göğüs kafesimin sol tarafı
Ve büyüklüğü sağ tarafın on katı
Belki de bir ağaç dikilmeli oralara bir yere
Yalnız sevdalı usta bir el gerekli
Ben bilmem çünkü bir ağaç dikmek için
Köküne ne kadar sevda gerektiğini


Barış...

AĞIR

Ben dedi bir çocuğum
Ve ben dedi bir kadın
Bazen heyecanlı
Bazense bıçak gibi suskun
Kimi zaman koşarak geçerim çiçekli yollardan
Kimi zaman usul usul
Kokularını taaa içime çekerek
Biraz uçarı
Biraz sakin
Biraz kırmızı 
Biraz gri
Biraz sen
En çok ben dedi.
Sonra o koştu ben durdum
Ben koştum o durdu
Sonra
Sonrası yok
Uzun kısa bir yoldu
Ağır


Barış...